| |
TÜRK İSLAM BİRLİĞİ
Türk-İslam Birliği, bir sevgi birliğidir, muhabbet birliğidir, gönül birliğidir. Bu birliğin temeli, sevgi, fedakarlık, yardımseverlik, merhamet, hoşgörü, anlayış ve uzlaşıdır. Ayrıca insana saygı, sanatta, bilimde ve teknolojide en yüksek noktaya ulaşmak birliğin hedefidir. Birliğin kurulmasıyla, sadece Türk toplumları ve Müslümanlar değil, tüm dünya aydınlığa kavuşacaktır.
Ana Sayfa | Profilim | Arşiv | Arkadaşlarım
Doğu Türkistan Bizim Canımız
Tarih: 14:00, 4/10/2009
DOÄžU TÜRKİSTAN'DA MÜSLÜMAN TÜRK MİLLETİNE YAPILAN SOYKIRIM DURDURULSUN
196’sı açık, 600 tanesi gizli olmak üzere, TOPLAM 796 UYGUR TÜRKÜ, savunmaları dahi yapılmadan ve hiçbir gerekçe gösterilmeden her zaman olduÄŸu gibi, ***fi olarak İDAM EDİLDİ. Komünist Çin’in kuruluÅŸundan bu yana, toplam 35 milyon Uygur Türkü ÅŸehit edildi. Bu yaÅŸananlar, çok büyük bir vahÅŸet ve çok büyük bir soykırımdır. DÜNYA TARİHİNİN EN BÜYÜK TÜRK SOYKIRIMIDIR. Bu sayı her geçen gün artmaktadır. Bu aleni bir insanlık suçudur. Bu soykırım bir an önce durdurulmalıdır. Lahey Adalet Divanı bu duruma el koymalı, suçlular yakalanmalı ve uluslar arası hukuka göre cezalandırılmalıdır.
Çinli yetkililer iki yıl önce, yaÅŸları 15 ila 25 arasındaki Uygurlu genç kızlarımızdan 100 bininin DoÄŸu Türkistan dışındaki bölgelere dağıtılmasını organize etti. Genç kızlarımız, aileleri sonlarının ne olduÄŸunu bilmeksizin sefere zorlandı. HALA bu genç kızlarımızın akibetinin ne olduÄŸu bilinmiyor. Çin, DoÄŸu Türkistanlı Uygur Türkü bu genç kızlarımızın akıbeti hakkında bilgi vermelidir.
Tüm bu olanlara “oldu bitti” demek olmaz. “Bu kiÅŸiler idam edildi, genç kızlarımız kaçırıldı, konu kapandı” diyerek suskun kalınamaz. Bu uygulama, çok uzun bir zamandır, Çin’de sürekli olarak devam eden bir uygulamadır. DoÄŸu Türkistanlı Uygur Türkleri çok uzun zamandır baskı altında yaÅŸamakta, bu zulüm sürekli olarak devam etmektedir. Bu aleni bir insanlık suçudur. Bu soykırımın bir an önce durdurulması ve yapılanların hesabının sorulması gerekmektedir. Lahey Adalet Divanı bu duruma el koymalı, suçlular yakalanmalı ve uluslararası hukuka göre cezalandırılmalıdır.
DoÄŸu Türkistan’da ve tüm dünyada bu zulüm sisteminin durdurulması için tek çözüm Türk İslam BirliÄŸi’nin kurulmasıdır. Türk İslam BirliÄŸi'nin olduÄŸu bir dünyada ise, Çin'in uluslararası hukuku tanımadan, böylesine acımasız bir uygulama yapması mümkün deÄŸildir.
Türk İslam BirliÄŸi, hem DoÄŸu Türkistan'da yaÅŸayan Müslümanların haklarını en güzel ÅŸekilde koruyacak, hem Çinlilerin ve Uygur Türklerinin bir arada kardeÅŸce, huzur içinde yaÅŸayabilecekleri bir güven ortamı meydana getirecek, hem de Çin'in geliÅŸmesine ve güçlenmesine katkıda bulunacaktır. Türk İslam BirliÄŸi, bir sevgi birliÄŸidir. Muhabbet birliÄŸidir, gönül birliÄŸidir. Bu birliÄŸin temeli, sevgi, fedakarlık, yardımseverlik, merhamet, hoÅŸgörü, anlayış ve uzlaşıdır. Ayrıca insana saygı, sanatta, bilimde ve teknolojide en yüksek noktaya ulaÅŸmak birliÄŸin hedefidir. BirliÄŸin kurulmasıyla, sadece Türk toplumları ve Müslümanlar deÄŸil, tüm dünya aydınlığa kavuÅŸacaktır.
Bu yazı Harun Yahya Eserleri'nden faydalanılarak hazırlanmıştır.
"Doğu Türkistan Sorunu"nun Çözümü Türk İslam Birliği'dir...
Tarih: 17:43, 12/7/2009
Bugün dünyanın bazı bölgelerinde Müslümanlar zor durumda yaÅŸamaktadır. ÖrneÄŸin Çin'in en batı noktasında yer alan DoÄŸu Türkistan halkı özellikle son elli yıldır büyük baskı altında bulunmaktadır. Nüfusun çoÄŸunluÄŸunu Uygur Türkleri'nin oluÅŸturduÄŸu DoÄŸu Türkistan'da, Çin'in hiçbir bölgesinde yaÅŸanmayan boyutlarda zorluklarla dolu bir hayat sürülmektedir. 1965'ten sonraki katliamlarla birlikte, öldürülen DoÄŸu Türkistanlı sayısı 35 milyon gibi inanılmaz bir rakamdır.
İstila, tahakküm ve zorlamalar bölgeye sadece huzursuzluk, kargaÅŸa, kin ve nefret getirmiÅŸtir. Bu tür yöntemlerle milletleri sömürme devri artık kapanmıştır. Dolayısıyla Çin, DoÄŸu Türkistan halkının kendi kendini yönetmesine izin verse ve ekonomik bağımsızlık hakkı tanısa bundan son derece büyük çıkarı olacaktır. Kendi sınırları içinde rahatça üretim yapan, özgürce yaÅŸayan, korku ve baskının etkisinden kurtulmuÅŸ bir DoÄŸu Türkistan, Çin için yeni bir atılım merkezi olabilecektir.
Bu hakların DoÄŸu Türkistan halkına verilmesi ise büyük bir güç ve otorite sahibi olan Türk-İslam BirliÄŸi sayesinde mümkün olabilir. Böyle bir gücün garantörlüÄŸü olursa Çin de ülkesinde yaÅŸayan milyonlarca Müslüman ile iliÅŸkilerini kuvvetlendirecektir. Kalben Türk-İslam BirliÄŸi’ne baÄŸlı bir DoÄŸu Türkistan’ın Çin’e karşı düÅŸmanca bir tutum sergilemeyeceÄŸi, baÅŸkaldırmayacağı, Çin’in süper bir güç haline gelmesi için dostane katkıda bulunacağı konusunda Çin yönetimi ikna edilmeli ve güvenleri saÄŸlanmalıdır.
Dünyanın ihtiyacı olan ÅŸey barış, sevgi, yardımlaÅŸma ve adalettir. Kurulacak olan Türk-İslam BirliÄŸi’nin yeryüzünde üstleneceÄŸi misyon iÅŸte budur. Bu birlik; düÅŸmanlık yapmak, intikam almak veya bir tehdit unsuru olmak için deÄŸil, dünyada barışın tesisi için var olacaktır. Bu birlik, “herkes bize tabi olsun, geri kalanlar da köle gibi olsun” anlamında ezmeye ve tahakküme dayalı bir birlik deÄŸildir. Türk-İslam BirliÄŸi bir sevgi ve anlayış birliÄŸidir.
Bu bir birlik vesilesiyle her dinin mensubu dilediÄŸince ibadetini yapabilecek, kendi dinince kutsal sayılan her yeri ziyaret edebilecek, malı, canı, namus ve ÅŸerefi Türk-İslam BirliÄŸi’nin güvencesinde olacaktır.
Medeniyetler çatışması senaryolarının aksine bu birlik medeniyetleri birbirine yaklaÅŸtırabilecektir. Sonuçta birliÄŸin getireceÄŸi ortamdan tüm dünya istifade edecektir. Bu birliÄŸin temel esasları; sevgi, ÅŸefkat, merhamet, fedakarlık ve yardımseverliktir. Ayrıca insana saygı, sanatta, bilimde ve teknolojide en yüksek noktaya varmayı amaçlamaktır.
Tek bir bütünün parçaları halinde birbirine kenetlenen ve dev bir coÄŸrafyaya yayılmış yaklaşık 1 milyar nüfusu ifade eden Türk-İslam BirliÄŸi büyük bir ekonomik pazar niteliÄŸi taşıyacaktır. Bu durum ise, özellikle Çin için çok geniÅŸ çaplı bir ticaret olanağı demektir. Dolayısıyla Çin’e bunun da iyi anlatılması gerekmektedir.
Türk-İslam coÄŸrafyasında terörist faaliyetler kökünden kazınacak, teröre tevessül edenler karşılarında son derece caydırıcı bir Türk-İslam BirliÄŸi askeri paktının ordusunu bulacaklardır. BirliÄŸi oluÅŸturan devletlerin üniter yapıları korunacaktır. Türk-İslam BirliÄŸi’nin temel ideolojilerinden biri ise laiklik olacaktır. Dolayısıyla Müslüman olan da olmayan da saÄŸlam bir çatı altında güven içinde yaÅŸayacaktır.
Türk-İslam BirliÄŸi İsrail ve Filistin açısından da sorunların çözümü için büyük bir fırsat olacaktır. Bugün İsrail ve Filistin halkları her an can güvenliklerini korumak durumunda oldukları için duvar arkasında huzursuz bir ÅŸekilde yaÅŸamaktadırlar. Türk-İslam BirliÄŸi olunca ne kilometrelerce duvar örmeye ne de baÅŸka bir tedbire gerek kalmayacaktır.
Türk-İslam BirliÄŸi'nin kurulması tüm İslam ve Türk dünyası tarafından ÅŸevkle ve heyecanla beklenmektedir.
Bu yazı Harun Yahya Eserleri'nden faydalanılarak hazırlanmıştır.
Akan Kanı Ancak Türk-İslam Birliği Durdurur...
Tarih: 17:31, 12/7/2009
DoÄŸu Türkistan’da son bir haftadır yaÅŸanan zulüm, Müslüman kardeÅŸlerimizin ilk defa karşılaÅŸtıkları bir durum deÄŸildir. DoÄŸu Türkistanlı kardeÅŸlerimiz yaklaşık 60 yıldır türlü iÅŸkencelere maruz kalıyorlar ve akıl almaz baskı altındalar. Filistin’de Müslümanlar yarım asrı aÅŸkın süredir katlediliyorlar. Kendi topraklarında sürgün hayatı yaşıyorlar. Irak’tan hemen her gün ölüm haberi geliyor. Kerküklü kardeÅŸlerimiz ölüm korkusuyla yaşıyor. Kırım’da Müslümanlar zorluklar altında varlıklarını devam ettirmeye çalışıyorlar. Afganistan’da neredeyse hergün Müslüman kanı dökülüyor, Pakistan’da binlerce Müslüman kendi ülkesinde mülteci konumuna düÅŸtü. Yakın geçmiÅŸte Bosnalı Müslümanlar tüm dünyanın gözü önünde, Avrupa’nın ortasında, acımasızca soykırıma tabi tutuldu. Pek çok ülkede hapisaneler, düÅŸüncelerinden ve inançlarından dolu tutuklanmış olan Müslümanlarla dolu. Bu acıların, bu katliamların, bu sıkıntıların, bu çilelerin hiçbiri yeni deÄŸil. Müslümanlar, neredeyse yüzyıldır baskı altında acımasızca eziliyor. Bu fitnenin son bulması, akan kanın durması ise ancak Türk İslam BirliÄŸi’nin kurulmasıyla mümkündür. Filistin’i, Irak’ı, Afganistan’ı, DoÄŸu Türkistan’ı, Kırım’ı, Kerkük’ü, Moro’yu kurtaracak açık, net ve tek kesin çözüm Türk İslam BirliÄŸi’dir.
Artık daha fazla Müslüman kanı akmaması, İslam ülkelerindeki fakirliÄŸin ve yokluÄŸun son bulması, Türk İslam coÄŸrafyasındaki kargaÅŸa, anarÅŸi ve terörün tam anlamıyla ortadan kalkması, huzurlu, güvenli, müreffeh, aydınlık bir medeniyet inÅŸa edilmesi için Türk İslam BirliÄŸi’nin kurulması ÅŸarttır. Birlik olmayan İslam aleminin, zarar gören Müslümanları koruması ve kollaması mümkün olamaz. Ama 1 milyarı aÅŸkın nüfusuyla İslam alemi birlik olduÄŸunda, dünyanın herhangi bir köÅŸesinde tek bir Müslümanın parmağının ucu dahi zarar görmez. Bugün DoÄŸu Türkistan’da yaÅŸanan zulüm karşısında sadece Türkiye’de tepki gösterilmektedir. Türk İslam BirliÄŸi kurulsa ve bu geniÅŸ coÄŸrafyanın tamamında Çin zulmüne tepki gösterilse, böyle bir zulüm devam edemez.
Çin zulmünü durduracak olan Çin mallarının yakılması deÄŸildir, tek başına bu yöntemlerle netice alınmadığı tecrübe edilmiÅŸtir. Kesin netice alınmasının tek yolu Türk İslam BirliÄŸi’nin kurulmasıdır. Birlik olmuÅŸ bir Türk İslam alemi, son derece caydırıcı ve etkili bir güce sahip olacaktır.
İslam ahlakının özünde birlik vardır. Allah Kuran’da “... EÄŸer siz bunu yapmazsanız (birbirinize yardım etmez ve dost olmazsanız) yeryüzünde bir fitne ve büyük bir bozgunculuk (fesat) olur.” (Enfal Suresi, 73) ayetiyle yeryüzünde bozgunculuÄŸun son bulması için iman edenlerin birbirleriyle dost olmaları, ittifak etmeleri, birlik ve beraberlik içinde olmaları gerektiÄŸini bildirimiÅŸtir. Tüm Müslümanlar bu emre uymakla sorumludur. Türk İslam dünyasının bu birliÄŸi istemesi lazımdır. Birlik istemeyen ayrılık istiyor demektir ve ayrılığın Türk İslam dünyasına hiçbir faydası yoktur. Müslümanların gücü, kuvveti ve menfaati birliktedir.
Dünyanın ihtiyacı olan ÅŸey barış, sevgi, yardımlaÅŸma ve adalettir. Kurulacak olan Türk İslam BirliÄŸi’nin yeryüzünde üstleneceÄŸi misyon iÅŸte budur. Bu birlik; düÅŸmanlık yapmak, intikam almak veya bir tehdit unsuru olmak için deÄŸil, dünyada barışın tesisi için var olacaktır. Bu birlik, “herkes bize tabi olsun, geri kalanlar da köle gibi olsun” anlamında ezmeye ve tahakküme dayalı bir birlik deÄŸildir.
Türk İslam BirliÄŸi, bir sevgi birliÄŸidir. Muhabbet birliÄŸidir, gönül birliÄŸidir. Bu birliÄŸin temeli, sevgi, fedakarlık, yardımseverlik, merhamet, hoÅŸgörü, anlayış ve uzlaşıdır. Ayrıca insana saygı, sanatta, bilimde ve teknolojide en yüksek noktaya ulaÅŸmak birliÄŸin hedefidir. BirliÄŸin kurulmasıyla, sadece Türk toplumları ve Müslümanlar deÄŸil, tüm dünya aydınlığa kavuÅŸacaktır.
Türk İslam BirliÄŸi, ibadet, inanç, düÅŸünce ve ifade özgürlüÄŸünü tam anlamıyla saÄŸlayacaktır. Her dinin mensubu dilediÄŸince ibadetini yapabilecek, kendi dinince kutsal sayılan her yeri ziyaret edebilecek, her düÅŸünceden ve inançtan insanın malı, canı, namus ve ÅŸerefi Türk İslam BirliÄŸi’nin güvencesinde olacaktır.
Birlik Olmak Türk İslam Dünyasına MüthiÅŸ Güç Kazandıracaktır. Türk İslam alemi birlik olduÄŸunda, Müslümanların ezilmesi, hor görülmesi, baskı altına alınması, zulme uÄŸratılması, kaltedilmesi gibi bir ihtimal olmayacak, kimse bunu aklından dahi geçiremeyecektir.
Türk İslam BirliÄŸinin kurulmasıyla, Amerika, Avrupa, Çin, Rusya, İsrail kısaca tüm dünya rahatlayacaktır. Terör sorunu son bulacak, hammadde kaynaklarına ulaşım garanti altına alınacak, ekonomik ve sosyal düzen korunacak, kültürel çatışma tamamen ortadan kalkacaktır. Amerika askerlerini topraklarından binlerce kilometre uzaÄŸa göndermek zorunda kalmayacak, İsrail duvarlar arkasında yaÅŸamayacak, Avrupa BirliÄŸi ülkeleri ekonomik herhangi bir engelle karşılaÅŸmayacak, Rusya güvenlik endiÅŸesi duymayacak, Çin hammadde sıkıntısı çekmeyecektir.
Türkİslam BirliÄŸi, Müslüman alemini kalkındıracaktır. OluÅŸturulacak İslam ortak pazarı sayesinde, bir ülkede üretilen ürünler, gümrük, kota gibi sınırsal engellere takılmadan bir diÄŸer ülkede kolaylıkla pazarlanabilecektir. Ticaret alanı geniÅŸleyecek, tüm Müslüman ülkelerin pazar payı artacak, ihracat geliÅŸecek, bu, Müslüman ülkelerdeki sanayileÅŸme sürecini hızlandıracak, ekonomide saÄŸlanacak kalkınma ile teknolojide de geliÅŸme yaÅŸanacaktır. Ekonomisi güçlü bir Türkİslam alemi, Batı dünyası ve diÄŸer toplumlar için de önemli bir refah kaynağı olacaktır. Bu toplumlar karşılarında güven içinde, tedirginlik duymadan iÅŸ birliÄŸi yapabilecekleri, ticari faaliyet içinde olabilecekleri bir güç bulacaklardır. Ayrıca Batılı kurum ve kuruluÅŸların sürekli olarak bu bölgelerin kalkınması için aktardıkları fonlara da gerek kalmayacak, bu fonlar dünya ekonomisinin güçlenmesi için kullanılacaktır.
Türk İslam BirliÄŸi’nin kurulması için bugün hiçbir engel bulunmamaktadır. Sadece birlik olmayı istemek gereklidir. Samimiyetle bu birlik istenmeli, tüm Müslümanlar birbirlerine sevgiyle, anlayışla, tevazuyla, ÅŸafkatle ve merhametle yaklaşıp, birbirlerinin kardeÅŸ olduÄŸu gerçeÄŸini unutmadan hareket etmelidirler. (Milli DeÄŸerleri Koruma Vakfı Mütevelli Heyeti BaÅŸkanı Tarkan YavaÅŸ)
Bu yazı Harun Yahya Eserleri'nden faydalanılarak hazırlanmıştır.
Kitap Ehli'ne Çağrı: Gelin Birlik Olalım...
Tarih: 00:40, 22/6/2009
Dünyanın barışa, dostluÄŸa ve kardeÅŸliÄŸe belki de en çok ihtiyaç duyduÄŸu dönemlerden birini yaÅŸamaktayız. 20. yüzyıla damgasını vuran çatışmalar ve savaÅŸlar, yeni yüzyılda da tüm hızıyla devam ediyor, dünyanın dört bir yanında masum insanlar bu savaÅŸlardan dolayı maddi ve manevi kayba uÄŸruyorlar. Dayanışmanın ve yardımlaÅŸmanın güçlenmesine duyulan acil ihtiyaca raÄŸmen, bazı çevrelerin halen çatışmayı özellikle de dünyanın iki büyük ve köklü medeniyeti arasında çatışmayı körüklüyor olmaları, üzerinde durulması gereken önemli bir sorundur. Bu kiÅŸilerin talep ettiÄŸi gibi bir medeniyetler çatışması yaÅŸanmasının tüm insanlık için büyük bir felakete neden olacağı ise açıktır. Böyle bir felaketin engellenmesinin en önemli yollarından biri, medeniyetler arasında diyaloÄŸun ve iÅŸ birliÄŸinin güçlendirilmesinden geçmektedir. Üstelik bu hiç de zor deÄŸildir. Çünkü İslam ve Batı dünyası arasında, bazılarının iddia ettiÄŸi gibi derin farklılıklar yoktur. Tam tersine, İslam medeniyeti ve Batı medeniyetinin temelini oluÅŸturan Yahudi-Hıristiyan kültürü arasında pek çok ortak yön bulunmaktadır. Bu ortak yönler temel alınarak, birleÅŸmek hiç de zor olmayacaktır. Özellikle de, içinde bulunulan ÅŸartlar göz önünde bulundurulduÄŸunda...
Bir Olan Allah'a İman Edenlerin İttifakı
Bugün dünya üzerinde büyük bir fikri mücadelenin devam ettiÄŸi ve dünyanın iki kutuba bölündüÄŸü bir gerçektir. Ancak bu iki kutubun tarafları Müslümanlar ve Yahudiler/Hıristiyanlar deÄŸildir. Bu iki kutubun bir tarafında, Allah'ın varlığına ve birliÄŸine iman edenler diÄŸer tarafında ise inkarcılar, diÄŸer bir deyiÅŸle bir tarafında din ahlakını savunanlar diÄŸer tarafında da din ahlakına karşı olan ideolojileri savunanlar yer almaktadır. Din ahlakına karşı olanların ve ahlaki deÄŸerleri hedef alan güç merkezlerinin, ellerindeki geniÅŸ imkanları birleÅŸtirdikleri ve inançlı dindar insanlara karşı ittifak halinde hareket ettikleri yaÅŸanan bir gerçektir. Bu ÅŸer ittifakını fikri anlamda yok etmek, dinsiz materyalist telkinlerin olumsuz, yıkıcı sonuçlarını ortadan kaldırmak, güzel ahlakın, mutluluÄŸun, huzurun, güvenliÄŸin, refahın hakim olduÄŸu toplumları meydana getirmek için ise, kutubun diÄŸer tarafında yer alan üç önemli gücün; Müslümanların, samimi olarak iman eden Hıristiyanların ve dindar Yahudilerin bu ortak amaç doÄŸrultusunda bir araya gelmeleri gereklidir.
Yahudiler, Hıristiyanlar ve Müslümanların ortak inanç esaslarına, ortak ibadetlere, ortak ahlaki deÄŸerlere, ortak düÅŸmanlara sahip oldukları her üç İlahi dinin de Kutsal kitaplarında anlatılmaktadır. İnançlı, samimi, vicdanlı ve saÄŸ duyulu Hıristiyanlara, Yahudilere ve Müslümanlara düÅŸen, kötülüklere ve kötülere karşı ortak bir mücadele yürütmek, yardımlaÅŸmak, birlik ve beraberlik içinde çalışmaktır. Bu birlik, sevgi, saygı, hoÅŸgörü, anlayış, uyum ve iÅŸ birliÄŸi prensipleri temel alınarak bina edilmelidir. Durumun ne kadar acil olduÄŸu göz önünde bulundurulmalı; çekiÅŸme, tartışma ve ayrılığa yol açacak unsurlardan ÅŸiddetle kaçınılmalıdır.
GeçmiÅŸte bu dinlerin mensupları arasında çeÅŸitli anlaÅŸmazlıklar olmuÅŸ olabilir; bu tarihi bir gerçektir. Ancak bunlar, Hıristiyanlık, Yahudilik ve İslam'ın özünden deÄŸil, devletlerin, toplulukların ve bireylerin hatalı karar ve düÅŸüncelerinden, çoÄŸu zaman ekonomik veya siyasi çıkar ve beklentilerinden kaynaklanmıştır. Yoksa, her üç ilahi dinin ortak amaçlarından biri, tüm insanların barış, huzur, güvenlik ve mutluluk içinde yaÅŸamalarıdır ve buna aykırı bir çatışma üç dine göre de yanlıştır.
Hıristiyanlığın temeli olan Yeni Ahit'e, YahudiliÄŸin temeli olan Tevrat'a ve İslam'ın temeli olan Kuran'a baktığımızda, karşılıklı iliÅŸkilerde en güzel söz ve davranışların tavsiye edildiÄŸini görürüz. İnananların diÄŸer insanlara karşı benimsemeleri gereken davranış biçimi İncil'de ÅŸöyle anlatılır:
Birbiriniz ve tüm insanlar için her zaman iyiliÄŸi amaç edinin. (Selaniklilere I. Mektup, 5/15)
Tevrat'ta ise, Yahudilerin insanlara iyilikle davranmaları gerektiği şu şekilde ifade edilir:
KötülüÄŸü deÄŸil, iyiliÄŸi arayın ki yaÅŸayasınız, ve böylece Rab, orduların Allah'ı, dediÄŸiniz gibi sizinle beraber olur. Kötülükten nefret edin ve iyiliÄŸi sevin ve kapıda hakkı pekiÅŸtirin... (Amos, Bap 5, 10-15)
Kuran'da ise Rabbimiz, pek çok ayetinde güzel ahlakın, iyiliÄŸin, kötülüÄŸe iyilikle karşılık vermenin önemini bildirmiÅŸ, Yahudilere ve Hıristiyanlara yani Kitap Ehli'ne karşı da, Müslümanların iyi niyet ve hoÅŸgörü ile yaklaÅŸmalarını buyurmuÅŸtur. Kuran'da Ehl-i Kitap'ın, yani Hıristiyanlar ve Yahudilerin, müÅŸriklere (yani putperest veya dinsizlere) göre, Müslümanlara daha yakın oldukları açıkça bildirilmiÅŸtir. Ehl-i Kitap, temeli Allah'ın vahyine dayanan ahlaki kıstaslara, haram ve helal kavramlarına sahiptir. Bunun için Kitap Ehli'nden kimselerin piÅŸirdiÄŸi bir yemek, Müslümanlar için helal kılınmıştır. Aynı ÅŸekilde Müslüman erkeklere Kitap Ehli'nden kadınlarla evlenme izni verilmiÅŸtir. Bunlar sıcak insani iliÅŸkiler ve huzurlu bir ortak yaÅŸam kurulmasını saÄŸlayacak esaslardır. Kuran'da bu ılımlı ve hoÅŸgörülü bakış tavsiye edilirken, Müslümanların aksi bir fikirde olması düÅŸünülemez. Allah, Müslümanlara Kuran'da, Kitap Ehli'ne karşı güzel söz söylemelerini bildirmiÅŸtir. Kitap Ehli ile müminler arasındaki en önemli ortak yön, hiç kuÅŸkusuz bir olan Allah'a imandır:
... Kitap Ehliyle en güzel olan bir tarzın dışında mücadele etmeyin. Ve deyin ki: "Bize ve size indirilene iman ettik; bizim İlahımız da, sizin İlahınız da birdir ve biz O'na teslim olmuÅŸuz." (Ankebut Suresi, 46)
Dindar Yahudilere ÇaÄŸrı
Bugün Yahudiler ile Müslümanlar arasında bir an önce çözüme kavuÅŸturulması gereken sorun Filistin'dir. Her iki tarafın da büyük kayıplar vermelerine neden olan ve mevcut politikalarla son bulmayacağı açıkça görünen Filistin sorunu, din dışı bir ideoloji olan Siyonizmin bölgeye girmesiyle baÅŸlamıştır. Bundan önce ise, her üç İlahi din için de kutsal kabul edilen bu topraklarda, Hıristiyanlar gibi Yahudiler de Müslümanlarla asırlar boyunca, birarada huzur ve güvenlik içinde yaÅŸamışlardır. Bu gerçek, günümüzde pek çok Müslüman ve Yahudi din adamı, düÅŸünür, siyasetçi tarafından da açıkça ifade edilmektedir.
Siyonizm, Filistin'de bir Yahudi devleti kurmak uÄŸruna, bu topraklarda yaÅŸayan tüm Yahudi-olmayan insanları ÅŸiddet ve terör yoluyla yurtlarından etmek ve hatta gerekirse katliama uÄŸratmayı hedefler. Irkçı, ÅŸoven ve iÅŸgalci bir ideolojidir. Kimi zaman sahte bir dindarlık kisvesine de bürünerek, ortaya atıldığı günden bu yana Yahudi ve Hıristiyan dünyasından pek çok kiÅŸiyi etkisi altına almıştır. Özellikle İsrail devletinin kurucu kadrosunda yer alan bazı Siyonistler, bu ideolojiyi İsrail devletinin resmi ideolojisi haline getirmiÅŸler ve Siyonizmin etkisinin bugüne dek devam etmesini saÄŸlamışlardır. Ancak bugün gerek barış yanlısı İsrail vatandaÅŸları, gerekse dünyanın diÄŸer ülkelerinde yaÅŸayan Yahudilerin önemli bir kısmı Siyonizme karşı çıkmakta, Siyonist uygulamaları ÅŸiddetle eleÅŸtirmektedirler. Bunun temelinde, Siyonizmin ilk dönemlerinde öne sürülen propagandaların aksine, ÅŸiddet yanlısı olduÄŸunun, huzur ve güvenliÄŸi açıkça tehdit ettiÄŸinin ve yalnızca Arapların deÄŸil Yahudilerin de büyük kayıplar vermesine neden olduÄŸunun yaÅŸanan tecrübelerle ispat edilmiÅŸ olması vardır. Tarih, Siyonist ideolojiden vazgeçilmediÄŸi müddetçe, Yahudilerin -dolayısıyla da komÅŸularının ve bölgenin- barışa kavuÅŸamayacağını göstermektedir.
Siyonizmin gerçek yüzünü görenler ve asıl amacını anlayanlar, tehlikenin boyutlarını daha iyi kavramaktadırlar. Bilgi eksikliÄŸi ya da yanlış yönlendirmeler nedeniyle, Siyonizmin etkisine kapılanlar ise bilerek veya bilmeyerek çok tehlikeli bir oyunun parçası haline gelmektedirler. Dünya barışının saÄŸlanmasında önemli bir adım olacak OrtadoÄŸu barışı için yapılması gereken iÅŸlerin başında, Siyonizmi tüm yönleri ile deÅŸifre etmek, bu sapkın ideolojinin etkisi altına girenleri yanılgılarından kurtarmaya gayret etmek ve bu yönde yoÄŸun kültürel çalışmalar yapmak gelmektedir. Samimi olarak iman eden Yahudiler, Hıristiyanlar ve Müslümanların ittifakı ile yürütülecek bu çalışmalar kısa süre içinde netice verecektir. Siyonist propagandaların etkisi altında kalanlara, büyük bir yanlışın içinde olduklarının gösterilmesi ve doÄŸru yola davet edilmeleri, yeryüzünde barışın hakim olmasını isteyen herkesin sorumluluÄŸudur. KuÅŸkusuz Hz. Yakup'un soyundan gelen Yahudilerin, ataları olan İsrail peygamberlerinin topraklarında yaÅŸamaya, bu topraklardaki tüm kutsal mabedlerinde diledikleri gibi, özgürce ibadet etmeye hakları vardır. Ancak bu toprakların tümünde siyasi egemenlik kurmaya kalkmak, bunun için bu topraklarda binlerce yıldır yaÅŸayan insanlara karşı ÅŸiddet kullanmak, onları yurtlarından etmek, dahası bir de bu iÅŸgali korumak için tüm OrtadoÄŸu'yu istikrarsızlaÅŸtırmaya çalışmak çok yanlıştır.
Samimi olarak iman eden Yahudilerin, "katletmemenin", "hükümde haksızlık etmemenin", "öç almamanın", "suçsuzların kanını dökmemenin" Tevrat'ta yer alan emirler olduÄŸunu göz önünde bulundurarak, Siyonizme karşı yürütülecek kültürel ve fikri mücadelenin ön saflarında yer almaları, bu konuda vicdan sahibi Hıristiyan ve Müslümanlarla ittifak etmeleri ÅŸarttır. Hz. Musa'nın hayatı ve yanındaki samimi Yahudilerle birlikte Firavun'a karşı verdiÄŸi mücadele Kuran'da pek çok ayetle bildirilmiÅŸtir. Hz. Musa, diÄŸer tüm peygamberler gibi, Müslümanlar için kutlu ve mübarek bir insandır. Hz. Musa'ya indirilen Tevrat ise, (her ne kadar sonradan tahrif edilmiÅŸ olsa da) içinde hak hükümler içeren bir kitaptır. Allah Maide Suresi'nin, 44. ayetinde, "Tevrat'ı içinde bir hidayet ve nur olarak indirdiÄŸini" bildirmekte ve "teslim olmuÅŸ peygamberlerin Yahudilere onunla hükmettiklerini" haber vermektedir. Yine aynı ayette, Yahudi yöneticilerin de Tevrat'la hükmetmeleri gerektiÄŸi söylenmiÅŸtir. Bu durumda samimi olarak iman eden Yahudilerin, Tevrat'ta bildirilen; "Allah'ın miras olarak sana vermekte olduÄŸu memleketinin içinde suçsuz kan dökülmesin ve senin üzerinde kan olmasın" (Tesniye, Bap 19, 10) açıklaması gereÄŸi, Siyonizmin OrtadoÄŸu'da döktüÄŸü kana engel olmak için gayret etmeleri gerekmektedir.
Hz. İsa Sevgisi
Hıristiyanlık ve İslam arasındaki önemli kaynaÅŸtırıcı unsur ise her iki dinin mensuplarınca paylaşılan Hz. İsa sevgisidir. Kuran'da, tüm peygamberlerin aynı İlahi mesajları insanlara ilettikleri, onları müjdeledikleri ve uyardıkları, aynı zamanda toplumlarına en güzel ÅŸekilde örnek oldukları anlatılır. İşte bu nedenle Müslümanlar, peygamberlerin hepsine iman ederler, onlar arasında ayırım yapmazlar. Müslümanlar, Hz. Muhammed gibi, Hz. İsa'ya da iman eder, ona karşı büyük sevgi ve saygı duyarlar. İsa Peygamber, Kuran'da, "Allah'ın elçisi ve kelimesi" (Nisa Suresi, 171) olarak tanıtılır; onun insanlığa bir "ayet(alamet)" kılındığı (Enbiya Suresi, 91) bildirilir; mücadelesi, mucizeleri, hayatı hakkında çok önemli bilgiler verilir. İsa Mesih bir Kuran ayetinde ÅŸöyle övülmektedir:
Hani Melekler, dediler ki: "Meryem, doÄŸrusu Allah kendinden bir kelimeyi sana müjdelemektedir. Onun adı Meryem oÄŸlu İsa Mesih'tir. O, dünyada ve ahirette 'seçkin, onurlu, saygındır' ve (Allah'a) yakın kılınanlardandır..." (Al-i İmran Suresi, 45)
Müslümanlar, İncil'in Allah katından indirilmiÅŸ İlahi kitap olduÄŸuna (sonradan insanlar tarafından tahrif edilmiÅŸtir, ancak içindeki hak hükümlerin bazıları günümüze kadar korunmuÅŸtur) inanırlar. İncil'in Hıristiyanlara, Allah tarafından yol gösterici, doÄŸruyu yanlıştan, helali haramdan ayıran vasıflarla indirildiÄŸini bilirler. Nitekim Hz. İsa'ya verilen İncil'in nitelikleri bir Kuran ayetinde ÅŸöyle açıklanır:
Onların ardından yanlarındaki Tevrat'ı doÄŸrulayıcı olarak Meryem oÄŸlu İsa'yı gönderdik ve ona içinde hidayet ve nur bulunan, önündeki Tevrat'ı doÄŸrulayan ve muttakiler için yol gösterici ve öÄŸüt olan İncil'i verdik. (Maide Suresi, 46)
Hıristiyanların diÄŸer inançlı toplumlara kıyasla Müslümanlara özel bir dostluk içinde olacaklarına da Kuran'da dikkat çekilmiÅŸtir. Müslümanlara en yakın insanların Hıristiyanlar oldukları ve bunun nedeni bir ayette ÅŸöyle ifade edilmiÅŸtir:
... Onlardan, iman edenlere sevgi bakımından en yakın olarak da: "Hıristiyanlarız" diyenleri bulursun. Bu, onlardan (bir takım) papaz ve rahiplerin olması ve onların gerçekte büyüklük taslamamaları nedeniyledir. (Maide Suresi, 82)
Bu ayette bildirilen yakınlığın ve sıcak iliÅŸkilerin ilk örnekleri, İslam peygamberi Hz. Muhammed'in zamanında yaÅŸanmıştı. Zulüm gören bazı Müslümanlar, Hz. Muhammed'in yönlendirmesiyle, Hıristiyan kral NecaÅŸi yönetimindeki HabeÅŸistan'a hicret ettiler; orada güvenlik ve huzur içinde yaÅŸadılar. İslam'ın ilk yıllarında Müslümanlar ile Hıristiyanlar arasında hoÅŸgörü, barış, saygı, iÅŸ birliÄŸi, yardımlaÅŸma, din, inanç ve ibadet özgürlüÄŸü esaslarına dayalı iyi iliÅŸkiler kuruldu. Yine bu dönemde evlilik, ticaret, komÅŸuluk gibi sosyal hayatın unsurları, tüm Müslümanlar ve Hıristiyanlara örnek olacak ÅŸekilde uygulandı.
Dahası, iki dinin kaynaklarında da "kendinden olmayanları düÅŸman saymak" deÄŸil, kendinden olmayanlara da dostça yaklaÅŸmak ve onlarla iyilik üzerinde ittifak etmek prensibi vardır. Bu konudaki önemli bir pasaj, Yeni Ahit'in Markos ve Luka kitaplarında geçer. Hz. İsa, kendilerinden olmayan bir kimseye soÄŸuk davranan öÄŸrencilerini uyarmış ve çok önemli bir bakış açısını ifade eden "bize karşı olmayan bizdendir" hükmünü vermiÅŸtir. İncil'de yer alan bu açıklamalar Hıristiyanlara, Müslümanlara bakış açısı konusunda yol gösterici olmalıdır. Müslümanlar bazı konularda Hıristiyanlar'dan farklı düÅŸünmektedirler; ama hiç bir ÅŸekilde Hıristiyanlığa "karşı" deÄŸildirler. Aksine Müslümanlar, dünya üzerinde Hıristiyanlar dışında Hz. İsa'yı seven, kabul eden, yeniden dünyaya geliÅŸini büyük bir heyecan ve ÅŸevkle bekleyen bir topluluktur.
Sonuç
Allah'a iman eden ve O'na kulluk eden Yahudiler, Hıristiyanlar ve Müslümanlar -her biri farklı bir ÅŸeriat üzerine de olsa- hayırlarda yarışmak, güzel ahlakı yaymak, din ahlakının gerektirdiÄŸi hoÅŸgörülü, uzlaÅŸmacı, insancıl, düÅŸünce özgürlüÄŸüne saygılı, insan haklarına önem veren ideal bir toplum yapısının meydana gelmesi için fikri alanda mücadele etmekle yükümlüdürler. Yani, Hıristiyanlar ve Müslümanlar, Allah'ın bildirdiÄŸi ÅŸekilde yaÅŸamak, insanları güzel ahlaka ve iyiliklere çağırmak, kötülüklerden sakındırmak gibi konularda yarışmaya davet edilmiÅŸlerdir. Allah, farklı dinlere mensup insanların hayırlarda yarışanları gerektiÄŸini ayetinde ÅŸöyle bildirmiÅŸtir:
... Sizden her biriniz için bir ÅŸeriat ve bir yol-yöntem kıldık. EÄŸer Allah dileseydi, sizi bir tek ümmet kılardı; ancak (bu,) verdikleriyle sizi denemesi içindir. Artık hayırlarda yarışınız. Tümünüzün dönüÅŸü Allah'adır. Hakkında anlaÅŸmazlığa düÅŸtüÄŸünüz ÅŸeyleri size haber verecektir. (Maide Suresi, 48)
Allah'a ve ahiret gününe iman eden, salih amellerde bulunan ve samimiyetle iyilik için gayret gösterenleri, Allah izni ile, kurtuluÅŸa ve esenliÄŸe kavuÅŸturacaktır. Bu gerçek Kuran'da ÅŸöyle müjdelenmektedir:
Åžüphesiz, iman edenler(le) Yahudiler, Hıristiyanlar ve sabiiler(den kim) Allah'a ve ahiret gününe iman eder ve salih amellerde bulunursa, artık onların Allah katında ecirleri vardır. Onlara korku yoktur ve onlar mahzun olmayacaklardır. (Bakara Suresi, 62)
Müslümanların tüm bu esaslar üzerinde Kitap Ehli'ne saygı, sevgi ve anlayış ile yaklaÅŸmaları ve onlara Kuran'ın "ortak bir kelimede birleÅŸme" çaÄŸrısını en güzel ÅŸekilde iletmeleri gerekir. Müslümanlık ile Hıristiyanlığın ve YahudiliÄŸin ittfakının sırrı bu çaÄŸrıdadır:
De ki: "Ey Kitap Ehli, bizimle sizin aranızda müÅŸterek bir kelimeye gelin. Allah'tan baÅŸkasına kulluk etmeyelim, O'na hiç bir ÅŸeyi ortak koÅŸmayalım ve Allah'ı bırakıp bir kısmımız (diÄŸer) bir kısmımızı Rabler edinmeyelim. (Ali İmran Suresi, 64)
Bu çaÄŸrının amacı inançlı tüm insanları, ortak amaçlar doÄŸrultusunda birleÅŸmeye; ateizme, din düÅŸmanlığına ve sosyal ve ahlaki dejenerasyona karşı birlikte mücadeleye, el ele vererek güzel ahlakı yeryüzüne yaymaya davet etmektedir. Bu çaÄŸrı samimi, vicdanlı, hoÅŸgörülü, yardımsever, uzlaÅŸmacı, saÄŸduyulu, güzel ahlaklı, barış ve adalet taraftarı tüm Yahudi, Hıristiyan ve Müslümanlara yapılmaktadır.
Bu yazı Harun Yahya Eserleri'nden faydalanılarak hazırlanmıştır.
DÜNYA BİR "İSLAM BİRLİĞİ"NE MUHTAÇ
Tarih: 23:44, 27/5/2009
11 Eylül 2001'deki terör eylemleri, dünyanın siyasi ve stratejik dengelerini tamamen deÄŸiÅŸtiren bir dönüm noktasıydı. Bu nedenle bazı yorumcular siyasi anlamda 21. yüzyılın 11 Eylül'le baÅŸladığını belirtmekteler. GeçtiÄŸimiz 20. yüzyıla ÅŸekil veren en önemli fikri unsur, ideolojiler ve ideolojiler arasındaki iliÅŸkilerdi. 21. yüzyıla ise medeniyetler, inançlar ve onların arasındaki iliÅŸki yön verecektir. Bazıları medeniyetler ve inançlar arasındaki bu iliÅŸkinin "çatışma" temelli olacağını iddia ediyorlar. Oysa olması gereken ve bizim temenni ettiÄŸimiz tablo, inançlar ve medeniyetler arasında barış ve dostluÄŸun hakim olmasıdır. Bir Müslüman olarak bize bu konuda yol gösteren kaynak Kuran'dır. Allah Kuran'da insanlar arasındaki farklılıkların bir "tanışma" vesilesi olması gerektiÄŸini bildirmiÅŸtir: Ey insanlar, gerçekten, biz sizi bir erkek ve bir diÅŸiden yarattık ve birbirinizle tanışmanız için sizi halklar ve kabileler (ÅŸeklinde) kıldık. Åžüphesiz, Allah katında sizin en üstün (kerim) olanınız, (ırk ya da soyca deÄŸil) takvaca en ileride olanınızdır. Åžüphesiz Allah, bilendir, haber alandır. (Hucurat Suresi, 13) Allah bir diÄŸer ayetinde ise, Müslümanlara, Kitap Ehli'ne, yani Yahudi ve Hıristiyanlara iyilikle davranmalarını emretmektedir: İçlerinde zulmedenleri hariç olmak üzere, Kitap Ehline en güzel olan bir tarzın dışında karşılık vermeyin. Ve deyin ki: "Bize ve size indirilene iman ettik; bizim ilahımız da, sizin ilahınız da birdir ve biz O'na teslim olmuÅŸuz." (Ankebut Suresi, 46) Dolayısıyla Müslümanların yeryüzündeki farklı insan gruplarına hoÅŸgörü ile yaklaÅŸması ve tüm bu farklı gruplar arasında barış ve karşılıklı tolerans saÄŸlanacak bir dünya düzeni kurulması için çaba göstermeleri gerekir. Tüm insanları İslam'a davet etmek elbetteki bir Müslümanın baÅŸta gelen görevlerinden biridir. Ama bu davete icabet etsinler veya etmesinler, tüm insanlara karşı adalet ve iyilikle davranılması ÅŸarttır. Allah'ın "Siz, insanlar için çıkarılmış hayırlı bir ümmetsiniz..." (Ali İmran Suresi, 110) ayetinde buyurduÄŸu gibi, Müslümanlar tüm insanların iyiliÄŸini hedeflemelidirler. Ancak 11 Eylül ve sonrasının ortaya koyduÄŸu önemli bir problem vardır: İslam adına ortaya çıkan, oysaki İslam'ın özünü kavramaktan çok uzak olan bazı insanlar, "insanların iyiliÄŸi" için deÄŸil insanlara azap vermek için çaba harcamaktadırlar. Masum insanlara karşı düzenledikleri saldırılarla İslam'ın yasakladığı en büyük günahlardan birini iÅŸlemekte, yani "yeryüzünde fitne" çıkarmaktadırlar. Kullandıkları vahÅŸi yöntemler, öfkeli ve saldırgan söylemler ile, İslam adına İslam'a tamamen ters bir ahlak yapısı göstermektedirler. Bu yüzden de dünyadaki 1 milyardan fazla Müslümanı gereksiz ve haksız bir zan altında bırakmaktadırlar. Dini çarpık yorumlayan, din adına ortaya çıkarak terör uygulayan bu gibi kiÅŸilerin varlığına Kuran'da da dikkat çekilmiÅŸtir. (Ali İmran Suresi, 7; Neml Suresi, 48-49) Allah, cehaletleri nedeniyle dinin özündeki güzel ahlakı kavrayamayan, sert tabiatları nedeniyle "inkar ve nifak" bakımından ÅŸiddetli olan kimselerin varlığına da iÅŸaret etmiÅŸ ve bu konuda Müslümanları uyarmıştır. (Tevbe Suresi, 47; Hucurat Suresi, 14) Nitekim İslam tarihinde de bu gibi cahil ve baÄŸnaz kimselerin (örneÄŸin HaÅŸhaÅŸiler ve Haricilerin) din adına teröre baÅŸvurarak yeryüzünde fitne çıkardıklarının örnekleri görülmüÅŸtür. Dolayısıyla bu gerçekten önemli bir meseledir ve çözülmesi gerekir. Çözülmesi için de İslam dünyasının bu gibi çarpık akımlardan kurtarılması, hurafelerden ve aşırılıklardan arındırılmış, Kuran'a dayalı bir İslam anlayışı ile yeniden eÄŸitilmesi, büyük alim İmam Gazali'nin ifadesiyle "ihya edilmesi" gerekmektedir. ABD Stratejisindeki Sorunlar Bu meseleyi kısmen de olsa Batılılar, özellikle 11 Eylül saldırılarının hedefi olan ABD de fark etmiÅŸ durumdadır. Bu nedenle de ABD yönetimi, önümüzdeki 10-15 yıllık dönemde "İslam dünyasını düzenleme" gibi bir strateji içine girmiÅŸtir. Ancak bu stratejide iki önemli sorun vardır: 1) ABD Askeri Yöntemleri Tercih Etmemelidir: Afganistan'da yürütülen operasyon, bir askeri müdahaleler devri baÅŸlatmıştır ve bunun daha da süreceÄŸi anlaşılmaktadır. YaklaÅŸan Irak savaşı, bunun en önemli örneÄŸidir. Bazı yorumculara göre ABD'nin askeri müdahaleleri Irak'tan sonra diÄŸer OrtadoÄŸu ülkelerine de yönelecektir. Oysa bu yöntem hem Amerika'nın umduÄŸu sonucu meydana getirmez hem de pek çok masum insanın hayatına mal olur. Askeri yöntemler, ister istemez Müslüman kitlelerde "İslam'a karşı savaÅŸ" olarak algılanmaya baÅŸlayacak, bu da gerilimin ve çatışmanın dozunu daha da artıracaktır. ABD yönetimi "teröre karşı savaÅŸ" verecekse, bunu asıl olarak fikri düzeyde yürütmelidir. Terör, elle tutulur somut bir düÅŸman deÄŸil, bir takım insanların kapıldıkları yanlış fikirler sonucunda baÅŸvurdukları bir yöntemdir. Yönteme karşı savaşılmaz, bu yöntemi kullanan güce karşı savaşılır. Bu güç bir fikir olduÄŸuna göre de, bunun fikri düzeyde yenilmesi gereklidir. Terörü doÄŸuran ideoloji ve psikoloji ortadan kaldırılmalı, teröre yol açan yanlış din anlayışlarının yerine insanlara Kuran'a dayalı gerçek din öÄŸretilmelidir. 2) ABD Sorunu "Dışarıdan" Halletmeye Çalışmamalıdır: Üstte açıkladığımız yöntem, ABD'nin sorunu "dışarıdan" halletmeye çalışmasının da yerinde olmadığını göstermektedir. Sorun İslam'ın bir takım insanlar tarafından yanlış anlaşılması veya çarpıtılmasından doÄŸduÄŸuna göre, çözüm İslam dünyasının içinden gelmelidir. İslam'ın doÄŸru anlaşılması ve İslam'ı yanlış anlayıp uygulayanların bundan men edilmesi, Müslümanlar tarafından yapılabilecek bir iÅŸtir. ABD'nin bu konuda izlemesi gereken politika, İslam dünyasının içinden gelecek bir çözümü desteklemesi, bunun yolunu açmasıdır. Amerikan yaklaşımının bu yönde ÅŸekillenmesi, hem ABD, hem İslam dünyası hem de tüm dünya açısından çok daha hayırlı olacaktır. Bunun aksini savunanlar, dünyayı bir kan gölüne doÄŸru sürüklüyor olabileceklerini hesaba katarak bir kez daha düÅŸünmelidirler. Dahası ABD yönetimi, bir takım artniyetli güç merkezlerinin bu konudaki yanlış telkinlerine de itibar etmeme konusunda dikkatli olmalıdır. Sözkonusu güç merkezleri, İslam'ı bir din ve medeniyet olarak "düÅŸman" sayan, Batı ile İslam dünyaları arasında kanlı bir savaÅŸ yaÅŸanmasını ÅŸiddetle arzu eden bazı ideologlar ve stratejistlerdir. Bunlar, ABD yönetiminin terörle mücadele politikasını ısrarla "İslam'la mücadele" gibi göstermek ve sonuçta da o hale getirmek çabası içindedirler. BaÅŸta BaÅŸkan Bush olmak üzere Amerikan yönetiminin söz konusu "Batı-İslam savaşı" senaryolarını kesin biçimde reddeden saÄŸduyulu açıklamaları, 11 Eylül'den bu yana olumlu sonuçlar vermiÅŸtir. Ancak bu açıklamaların uygulanan politikalara da yön verdiÄŸinin dünya kamuoyu tarafından fark edilecek ÅŸekilde belirginleÅŸmesi gerekmektedir. İslam BirliÄŸi Nasıl Olmalı? "Teröre karşı mücadele"nin asıl olarak fikri boyutta yürütülmesi ve bunun da İslam dünyasının içinden gelmesi gerektiÄŸine göre, ne yapılmalıdır? Bu soruya cevap vermeden önce, son bir noktayı daha belirtmek gerekir: İslam dünyasının parçalanmışlığı. Bugün İslam dünyasının dört bir yanında birbirinden son derece farklı dini yorumlar, görüÅŸler ve modeller hakimdir. Neyin gerçekten İslam'a uygun neyin de aykırı olduÄŸunu belirleyecek, bu konuda dünya müslümanlarının geneline yön verecek merkezi bir otorite yoktur. Katoliklerin Vatikan'ı, Ortodoks Hıristiyanların Patrikhaneleri vardır, ama İslam dünyasında dini bir birlik ve merkez bulunmamaktadır. Oysa İslam'ın özünde böylesine bir dağınıklık ve başıboÅŸluk deÄŸil, birlik vardır. Peygamberimiz Hz. Muhammed'in (s.a.v.) vefatının ardından, İslam dünyası hep Hilafet makamı tarafından yönlendirilmiÅŸ, bu makam müslümanların dini konulardaki yol göstericisi olmuÅŸtur. Günümüzde de İslam dünyasının tümüne yol gösterecek merkezi bir otorite kurulabilir. Nitekim Allah Kuran'da müslümanlara "emir sahiplerine" itaat etmelerini emretmektedir (Nisa Suresi, 59); bu emir sahibinin nasıl belirleneceÄŸi [örneÄŸin saltanat, atama veya halkoyuyla] konusu ise, çağın ÅŸartlarına göre deÄŸiÅŸebilir. Bu doÄŸrultuda, demokratik esaslara ve hukukun üstünlüÄŸü prensibine dayanan merkezi bir İslami otoritenin ve bir "İslam BirliÄŸi"nin kurulması mümkündür. Sözkonusu İslam BirliÄŸi; 1) İslam dünyasının tümüne hitap edebilmeli, dolayısıyla en temel İslami deÄŸerlere ve esaslara dayanmalı, belirli bir mezhebin veya tarikatın temsilcisi olmamalıdır.
2) İnsan haklarına, demokrasiye, serbest giriÅŸimciliÄŸe destek vermeli, İslam dünyasının ekonomik, kültürel ve bilimsel yönden kalkınmasını temel hedef olarak belirlemelidir.
3) DiÄŸer ülkeler ve medeniyetlerle son derece barışçıl ve uyumlu iliÅŸkiler kurmalı, kitle imha silahlarının kontrolü, terörizm, uluslararası suç, çevre gibi konularda uluslararası topluluk ve BirleÅŸmiÅŸ Milletler ile iÅŸbirliÄŸi yapmalıdır.
4) İslam dünyasındaki azınlıkların (örneÄŸin Yahudi ve Hıristiyanların) ve İslam ülkelerine gelen yabancıların haklarının korunması, kendilerine güvenlik saÄŸlanması ve saygı gösterilmesi gibi konuları öncelikli olarak ele almalı, dinlerarası diyalog ve iÅŸbirliÄŸine önem vermelidir.
5) Filistin, KeÅŸmir, Moro gibi, Müslümanlar ile Müslüman olmayan halkları karşı karşıya getiren sorunlara; her iki taraf için de bazı kazançlar ve bazı tavizler öngören, adil ve barışçıl çözümler getirilmesine önem vermelidir. Hem Müslümanların haklarını savunmalı hem de söz konusu sorunların, İslam dünyasındaki bazı radikal unsurlar tarafından çözümsüzlüÄŸe itilmesine mani olmalıdır. İslam dünyasının böylesine akılcı, saÄŸduyulu ve adil bir liderliÄŸe kavuÅŸması, hem bugün pek çok sorunla karşı karşıya bulunan 1.2 milyar Müslüman için, hem de dünyanın tüm diÄŸer insanları için çok hayırlı olacaktır. Dünya, bugün bu birliÄŸe muhtaçtır. Müslümanlar, peygamberimiz Hz. Muhammed'in devrinden bu yana, insanlığa; akıl, bilim, düÅŸünce, sanat, kültür, medeniyet gibi alanlarda öncülük etmiÅŸ, "insanların hayrı"na dev eserler ortaya koymuÅŸlarır. Avrupa OrtaçaÄŸ'ın karanlığında iken, dünyaya bilimi, akılcılığı, tıbbı, sanatı, temizliÄŸi ve diÄŸer pek çok hasleti Müslümanlar öÄŸretmiÅŸtir. Kuran'ın nurundan ve hikmetinden kaynaklanan bu İslami yükseliÅŸi tekrar baÅŸlatmak için de, geçmiÅŸte olduÄŸu gibi bugün de Müslümanların Kuran ahlakını temel alan bir yol göstericiliÄŸe ihtiyaçları vardır. Bu proje nasıl hayata geçirilebilir? Bu konuda tüm İslam ülkelerinin yanında Türkiye'ye büyük bir rol düÅŸmektedir. Çünkü Türkiye, sözünü ettiÄŸimiz manada bir İslam BirliÄŸi'ni kurmuÅŸ ve 5 yüzyıldan fazla bir süre baÅŸarıyla idare etmiÅŸ olan Osmanlı İmparatorluÄŸu'nun mirasçısıdır. Bu sorumluluÄŸu tekrar üstlenebilecek bir toplumsal altyapıya ve devlet geleneÄŸine sahiptir. Dahası Türkiye, İslam dünyasının Batı ile iliÅŸkileri en geliÅŸmiÅŸ ülkesidir ki, bu Batı ile İslam dünyasındaki sorunların çözümünde arabuluculuk yapabilmesine olanak saÄŸlar. Türkiye'nin tarihsel olarak hoÅŸgörülü ve mutedil bir anlayışa sahip olması; Türkiye'nin İslam dünyasında dar bir mezhebi deÄŸil, dünya müslümanlarının büyük çoÄŸunluÄŸunun izlediÄŸi Ehli Sünnet inancını temsil etmesi de, önemli bir noktadır. Son olarak belirtmek gerekir ki, burada belirtilen çözümün ivedilikle hayata geçirilmesi son derece önemlidir. Çünkü İslam dünyası ile Batı arasında bir "medeniyetler çatışması" tehlikesi her geçen gün büyümektedir. Irak Savaşı kapıdadır ve eÄŸer durum deÄŸiÅŸmezse onu yeni savaÅŸlar izleyecektir. Bunların pek çok masum insanın hayatına mal olması kaçınılmazdır. İslam ve Müslümanlar hakkındaki bazı yanlış anlama ve önyargılar devam etmekte, ve bu, Batılı ülkelerde yaÅŸayan Müslümanlar için bir takım sıkıntılar doÄŸurmaktadır. Batılılar ise, terörizm kabusu nedeniyle sürekli tedirgin yaÅŸamakta, kendi ülkelerinde güvenlikten mahrum kalmaktadırlar. Tüm bu sıkıntıları ortadan kaldıracak bir çözüme çok acil olarak ihtiyaç vardır. Çözüm ise tüm bu sorunları barışçı ve kalıcı bir biçimde çözecek bir İslam BirliÄŸi'nin kurulmasındadır.
Bu yazı Harun Yahya Eserleri'nden faydalanılarak hazırlanmıştır. www.harunyahya.org
{ } { Sonraki Sayfa }
|
|